Ellerin İtaati  

Posted by Genç in

Yazacaktım, yıllardan beridir gözlediğim şeydir bu ellerin çaresizliği.. Kısmet şimdiyeymiş hadi hayırlısı..

Öncelikle nedir bu elleri çaresizliğe iten, neden bahsediyorsun sen kardeşim diyorsanız açıklıyorum. Bu itaatkar eller, çantalara karşı çaresizliklerinden boynu bükük gezmekteler. Çıkın sokağa bakın. Kocaman çantalar kollara bilekten asılmış, kollar çantanın kendilerinde olmasının gururunda dümdüz duruyor. Peki zavallı eller? Onların ne suçu var. Bilekten bükülmüşler. Beş parmak usul usul yere bakıyor doksan dereceyle. Onların hüznü, onların yapamadıkları hep içimi parçalıyor arkadaş! Bir gün isyan edecek o eller. Bir gün gelecek, çantalardan fırlayacaklar, coşacaklar. Artık boynu bükük eller olmayacak.. Çanta zenginleştikçe eller umutsuzca yıkılmayacak.

Gün gelecek, hepimiz göreceğiz. Bu eller itaat etmeyecek....

Sami Yen...  

Posted by Genç in ,


Taş duvarlarına mı aşık oldum acaba?
Yoksa oturmak yerine
Üstünde tepindiğim sarı koltuklarına mı?
Belki o betonun üstündeki kırmızı demirinden
Nasıl olur da hiç düşmediğimi anlayamadığmadan,
Ya da iki metre önümden Monaco'ya koyan
Hagi'yi unutamadığımdan ya da kim bilir
Paramparça olan gırtlaklarımdan mıdır nedir
Bir acayip hissediyorum senden koparken...
Ne yani Şişli'den inerken çıkmayacak mısın karşıma?
Yolu köprüye düşen hiç kimse göremeyecek mi
Eziyetin bile zevk olduğu kapıların artık olmayacak mı?
Ulan ben sensiz nasıl bira içerim şimdi,
Nasıl yerim Adem Usta'nın köftesini...
Hızlı hızlı yürüyemeyeceksem yeni açık boyu,
Sana ulaşamayacaksa o hep yürüdüğüm yokuşun sonu,
Nasıl bağırırım, nasıl çıldırırım eskisi gibi coşkulu?
Genç Hasdemir

Zavallı Kadıköy Gençliği  

Posted by Genç in


Acıyorum bu insanlara gerçekten. Yaş ortalaması 13 hadi bilemedik 14 olsun. Çaresizlik, amaçsızlık içinde çırpınıyorlar. Hayatta tek bildikleri annelerine babalarına artizlik yapıp, marjinaliz biz kimseyi siklemeyiz havasına girmek. Kadıköy'ü bilenler için söylüyorum (abi biz İnönü'yü biliyorduk çalışmadığımız yerden geldi) Reks* sinemasının önünde takılan, 365 gün 6 saat boyunca simsiyah giyinen, kafaları şekilden şekile girmiş zavallı bir gençlik bu.

Nesiniz lan siz, etraftaki yaşlı teyzelerle dalga geçip, sağa sola laf atıp, erkeklere prezervatif sormayı bir bok zanneden insanlarsınız. Daha çocuksunuz gerçi, nasıl bu kadar özenti olabildiniz hayret ediyorum. Geçen scapula ile Kadıköy'e gittik, PES oynayacağız, mecburen o sokaktan geçtik. Bir baktım bütün kızlarda şort var. Bunlar koordineli özentilik yapmıyorlarsa adam değilim. Bir gün hepsi pantolon giyer, ötesi gün etek başka gün şort. Kardeşim tamam özentisiniz eyvallah da bu kadarı da olmasın artık.

Bir başka gün yine oralardaydım tesadüfen, böyle 10 tane kız geçti yukarda bahsettiğim tiplerden, hepsi bağıra bağıra "kondom, herkese kondom" diye iğrençlikte tek geçebileceğim bir şarkıyı söylüyorlardı. Anlam veremedim. Bu kadar amaçsız, bu kadar saygısız, bu kadar salak bir gençlik olmamalı. Burada belirtmek istediğim bir nokta var, kesinlikle siyah giyinen değişik saçlı metalci tiplere karşı bir uyuzluğum yok ( sevmem o ayrı), isteyen istediğini giysin. Ama sırf başkaları da böyle yapıyor diye bu tarz giyinen insanlardan nefret ediyorum.

Kadıköy Gençliği sözüm size... Bi siktirip gidin lan...

*Yanlış yazdım kesin, anlayan anlamıştır.

Kafa Güzelliği  

Posted by Genç in ,


Günün konusunu kafa güzelliği olarak belirledim. Ne güzel bir tabirdir bu kafa güzelliği. Aslında yıllardır kullanıyoruz bu tabiri, sarhoş, yani serhoş, ser kafa demek, hoş da güzel demek, sarhoşum ben dediğin zaman kafam güzel diyosun haberin yok ey bizim gibi içen arkadaş.

İnceleyecek konu kalmadı, yazacak olay kalmadı ben de dedim bu konuda bir şeyler yazayım. Nedir bu işin sırrı? Niye içince adamın çenesi açılır? Niye durup dururken aklına sevdiği insanlar gelir? İrdeliyoruz efenim...

Öncelikle alkolün vücuda inişiyle başlayalım. Midedeki enzimler.. Dur yav manyak mısın kardeşim yedirtme biyolojiyi kafalar gıcırken, koy arkaya Müzeyyen Senar'ı.. Koydun mu ? Tamam.. Şimdi devam et bildiğimiz dilden..

Abi içtik ya şimdi, ne oldu? Uykun geldi, işemen lazım, susadın, tamam onları biliyoruz, sonra ne oldu? Açıldın konuşmak istedin. Çünkü kafanda bazı olaylar var. Bak rahat ol benim gibi, kimseyle derdin tasan olmasın, o zaman gaza gelip sağa sola salça olmuyorsun. Ama rahat değilsin ki be abim, hadi hadi ara

Dip Not: Ben yazıyı bitirdim zannediyordum, meğerse yarısında uçmuşuz haberimiz yok. Orijinaline saygıyla bu haliyle yayınlıyoruz. Dostlar sağolsun, afiyet olsun.

Yeni Albüm Korkusu  

Posted by Genç in


Gündüz çok uyuduk tabi, gecenin bir yarısı uyku tutmadı. O zaman vaktimizi yazarak değerlendirelim.

Bilmiyorum bir tek bende mi var ama yeni bir albümü dinlemekten çok korkuyorum. Özellikle sevdiğim bir sanatçı ise şayet, daha da korkunç bir hal alıyor bu durum. Sıcak bir örnekle konuyu pekiştireyim; Sezen Aksu. Eski şarkılarını keyifle dinlerim her zaman. Hayranlık düzeyinde sevgi beslerim. Ama gelin görün ki yeni bir albümü var, hiç olmamış bence. Sezen Aksu'nun bir şarkısını dinledik mi 10 defa daha dinleyesimiz gelirdi. Yıllar geçse de unutulmazdı. Ama bu yeni albümünde zerre akılda kalan bir parçası yok. Her şarkıyı bir an önce bitsin belki diğeri güzeldir diye dinledim, albüm bitti sonra kapadım kaldırdım bir kenara. Bir mucize olmazsa da bir daha dinlemeyeceğim.

İşte bahsettiğim "yeni albüm korkusu" bu albümü dinlemeden önce yine kendini gösterdi. Acaba diyorum önyargılı mı yaklaştım ancak güzel bir şarkısı olsaydı beğenirdim gibime geliyor. Ki zaten Sezen Aksu seven arkadaşlarımdan bu albümü beğenen çıkmadı. O zaman Sezen ablam, ne gerek vardı bu albüme. Sen bir albüm yaptıysan, efsane şarkılar olacak içinde. Fasa fiso şarkılardan albüm yapıp sattırmayacaksın.

Aslında eski sistem çok iyiymiş; biz yetişemedik. Az şarkı alan plaklar sayesinde sanatçıların en güzel parçası ortaya çıkarmış. Yıllarca tek parça üstünde çalışılırmış. Zaten o yüzden eski parçaların çoğu ezbere biliniyor. Şimdi iş öyle değil ki. Genel olarak bir ya da iki şarkısı güzel oluyor albümlerin, gerisi zorlama şarkılar. İnsana en ufak bir şey hissettirmiyorlar. Şarkılar öylesine gelişigüzel yazılıyor ki albüm içinde tutarlılık yok. Geçen radyoda Asya'nın bir parçasını dinledim ki Asya benim için "Beni Aldattın" şarkısında kafesin içindeki Asya'dır, şarkının adı "Gittin Gideli", illa ki bileni çoktur bu şarkıyı. Çok hoşuma gitti, öğrendim ki yeni albümmüş, albümü aldım dinlemeye başladım. "Gittin Gideli" şarkısı bitti, Asya bizi sürükledi, hasrete sardırdı bir baktık o da ne.. Bir sonraki şarkı "Git Güle Güle", yolun açık olsun diyor şarkı. E sen az önce ağlıyordun gitti diye, ne ara kopmaya başladın diye sormazlar mı? Dinleyene yazık değil mi? Adam ağlıyordu gitti diye, sendin her şeyim senle tamamdım dedirttin, sonra git güle güle yolun açık olsun diye eğlendirmeye çalışıyorsun. Olmaz.. Birinden biri olmayacak. İşte bir tane güzel şarkı, böyle 10 tane kolpa şarkının yanında ezildi benim için. Şimdi hoşuma giden parçasını da dinlemiyorum.

Bütün bu olanlardan sonra Selda Bağcan'ın yeni bir albümü çıktığını öğrendim. Bende yine aynı korku başladı. Tırsa tırsa ilk şarkıyı açtım, Selda yine aynı Selda. O muhteşem sesi, yeni şarkıları çok hoşuma gitti. Ayrıca albümde Sarı Gelin'i de yorumlamış, mutlaka dinlenmesi lazım. Nakaratta korovari bir şey giriyor, 50 kere üst üste dinlesem bıkmam. Diğer şarkıları da güzel, Selda Bağcan'a yakışan bir albüm işte. Korktuğum başıma gelmedi, demek ki önyargılı değilmişim, sevebiliyormuşum. Selda sevenlerin beğeneceklerini düşünüyorum.

Konuyu toparlamak gerekirse, bir tane şarkı yapın o da güzel olsun 50 sene söylensin, yeni gelen şarkıcılar şarkı bulamasın sizin şarkılarınızı söylesin tıpkı şimdi "Dalgalandım da Duruldum", "Yıldızların Altında" vesaire gibi. Veya olmuyorsa hiçbir şey yapmayın, gözümüzden düşmeyin.

Gören de bütün sanat camiası okuyor zannedecek..

Sıfırdan Değil, Belli Bir Yerden...  

Posted by Genç in

Kimsede doğru düzgün yoktu bu işler o zamanlar. Biz de nerden gördüysek görmüştük, gaza gelip açmıştık bu blog mevzusunu iki sene evvel. Yazmayı seven biri olarak, yazarım dedim herhalde ki başlamış bulunduk, blogun bir iki yazısı da anı gibi başladı ondan sonra ne olduysa bir anda şiir blogu haline getirmiş oldum. Fena da olmadı hani, öyle ya da böyle bir şeyler yazıyorum ve burada paylaşasım geliyor; okuyanlar, yorum atanlar oluyor. İyi kötü bir yorumu oluyor insanların. Ancak sırf şiir yazmak istemiyorum artık buralara. Her mevzu hakkında yazabildiğim kadar görüş belirtesim geldi. Ha bu heves geçer mi? Elbet geçecek ama bir durun kardeşim hevesimizi kırmayalım lak diye.


Sonra durup dururken, yani bugün dedim ki buna bir isim bulmam lazım. Arka planda çalan Ahmet Kaya imdadıma yetişti, "Arka Mahle" olsun dedi bana. Ben de eyvallah dedim ne diyeyim.. Artık buradan yazıyoruz, diğer blog tarih oldu olacak. Ola ki bir yerlere kaydettiyseniz beni, bir yerlerden link filan verdiyseniz düzeltiverin.

Kime ne senin yazdıklarından kardeşim mi diyorsun? O zaman bana yine Ahmet Kaya'dan "Koçero" parçasını yolluyorsun, oradaki bir kıtayı armağan ediyorsun. Anlayan anladı.. Aslında sadece bir kişi anladı ama neyse, belki bir manyak daha çıkar anlayan.

Sözün özü, sıfırdan başlamıyoruz blog işine. Belki farkına varmadınız ama inceden inceden "siz yokken ben vardım lan, şimdi hepiniz artiz artiz bloglarınızda coşuyorsunuz, biz kaldık 40 tane yazıda 2 senede, şimdi görürsünüz" mesajı verdim bu yazıda.

Biliyoruz da konuşuyoruz, bakmayın bir önceki yazının başlığına, valla biliyorum bir şeyler...

TAŞINDIK!  

Posted by Genç

Ad-soyaddan blog olmaz dedik, kendimize yeni bir yol çizdik. Artık şiir değil, yazılar da yazacağım, varsa ilgilisi takipçisi, burdan buyursun...

http://arkamahle.blogspot.com

Bilmiyorum Ben  

Posted by Genç in ,


Ata kardeşimden (ç)alıntı: Yazının sonundan başına çıkarılmış not: Kimsenin okumasına gerek olmayan bir yazı bu. Tamamen kişisel, okuyanın vaktinize zarar. Yalnızca benim için bir nevi can sıkıntısı, nostalji.

Epeydir buralara şiir ekleyemiyorum çünkü artık bir şeyler yazamıyorum, ya da başka bir deyişle yazıyorum ama okuduğumu ben beğenmiyorum bu yüzden buraya koymuyorum. Burayı okuyan üç, hadi iyimser olalım beş kişiden birisiniz ki bu yazıyı da okuyorsunuz; Ey dostlar, ben bittim tükendim.. Nedenini sormadınız da, zaten bir nedeni de yok.. Kafa güzel mi güzel, ne demişim blogun ilk mesajında,

"İnternet'te meşhur olan bu blog olayına biz de katılalım dedik.. Eşimiz dostumuz burda ağzımızdan iki satır laf duysun , dertli olduğumuzda içimizi dökelim dedik.. Umarım burası düşündüğüm gibi bir şey olur. Başlayalım devamı gelir... Saygılar ve sevgiler..."

Ulan demezler mi adama sanki buraya yazdıklarımdan hesap soran var, yazma diyen var, ama her tarafa şiir miir yazmışsın, ne bu yazı burda saçma sapan diye.. Ne deseniz haklısınız..

Yazamıyorum işte, söylerken çekiniyorum ama yazamıyorum. Sebebi yok, olmadı da.. Eskiden yazarken şimdi niye yazamıyorum lan..

Geçen bir eleştiri geldi şiirime, şu bir alttaki yazıdaki şiire:

"var" redifleri ahenk vermekten çok, aksaklığa neden oluyor. Ele alınır doğru dürüst bir benzetme, ucundan kıyısından tek metafor yok. İçeriğe gelirsek... Eyvallah, her şair aşk, ayrılık, kader, keder vb üstüne yazar, yazabilir. Lakin temcit pilavı gibi kullanılan kelimelerde dahi bir değişikliğe gitmeden aynı benzetmeler ve imgeler (bu şiirde ele alınır bir imge görmekte bile zorlanıyorum ya neyse) üstünden şiir yazmaya devam etmek ne derece mantıklıdır? "Aşktan duman olmuş bir beden var""Yarım kalmış yürekte bir buruk sevdaOlup biten her şeyin boşaldığı bir kağıt var""Dibinin dibi görülmüş bir şişe""Bitik iki paket, hayat kadar boş iki sigara kutusu""Sevda kadar dolu dört küllük var""Ağlamaklı gözlerBuğulu pencerelerKupkuru bir yağmur var""Bir ip ve bir düğüm var""sağır sessizlik"Yahu yetmedi mi artık, biraz uğraşırsanız elli tane 3. sınıf şarkı sözü bulabilirsiniz bu cümleleri neredeyse birebir bünyesinde barındıran. Türevlerini kullanan 1500 tane bulursunuz zaten. Ağlamaklı gözler, ip, düğüm, hayat kadar boş sigara kutuları, aşktan yok olan bedenler... hep aynı terane. Biraz olsun üstüne düşünmek lazım yazılan şeyin. Klişe de bir yere kadar...Eleştirilerime gelecek muhtemel cevapların husumetle değil hüsn-ü zanla olacağını temenni ediyorum.Selamlar, hürmetler...

Şimdi bu adam haklı mı acaba.. Öyle bir demiş ki, utandım, keşke yazmasaydım dedim.. Ben şair mair değilim, yazdıklarıma biri şiir dedi öyle kaldı, yoksa benim şairim diye bir derdim yok. Sadece içimden gelenleri yazıyorum tıpkı şu an -her ne kadar saçma, anlamsız olsa da- yaptığım gibi.

Sıcak lan hava, yanıyorum odada. Kafam uyuştu zaten, vücut da bayılmak üzere. Gözler pert oldu olacak, Sovyet kızılı rengine bürünmüşler. Arkada Fikret Kızılok'tan beni anlatan o mükemmel parça, "Gönül" çalıyor. Ne acayip bir şarkı ya. Şimdi bunun sözlerine baktıktan sonra, ne yazsak havaya.. Yazmış işte kim yazdıysa. Benim artık yazmama ne gerek var.

Böylesi sevdiğin için
Bir kördüğüm oldu için
Ağlıyorsun için için
Demedim mi sana gönül?
Hepsini de yazardım, ama gerek yok. Bu arada bu yazıyı okuyorsanız hala, bıkmadıysanız teşekkür bir de yemek borçluyum. Verin adresinizi yorumlarda, çilingiri kurmayan adam değil..

Yok birader valla sarhoş değilim, benimkisi sesli düşünmek sadece. Beyin fırtınası değil ama beyin a.cıklanması.. Ne yani fena mı ettik yazdıysak buraya.. Döküyoruz içimizi..

Şiir demişken - demedik halbuki öyle bir şey, şimdi diyoruz - acayip bir şiir okudum geçenlerde, yine dedim bu muhteşem kardeşim, daha iyisi yok bu konuda.. Onu da yazayım bari..

Biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken
ne biliyim...sağa sola salça olmadan...
Belki en büyük keyfimiz...
güneşin Allahına kadar vurduğu altın sarısı biramızı yudumlarken...
birbirimize aşk acılarımızı, ''Pardon! gözüme toz kaçtı!'' hissiyatı içinde fısıldarken...
Bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken,
''Ooluum bu kedi hayvanı var ya,
tekamül zincirinin en son halkası lan...
Buda'dan bile daha bilge lan bu hayvan!'' şeklinde naif muhabbetlerimizi yaparken...
Kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin
en aşşağılık başkentleri Aksaray meyhanelerinde
ileri karakolları olan parklarda...
gökte sadece sahici bi' dolunay...
elimizde güsel Marmara...
Şehirin götünde pireler uçuşurken
ve biz terkedilen bir sevgili nasıl üşürse...
işte ööle üşürken...
ve daha onyedi...
onyedi...
onyedi... iken aşk konuşulur di mi...
Hayır biz senin adını fısıldıyorduk Galatasaray
bunu hiç bilmeyeceksin!
Gecenin çükünde her Türk babası gibi ayyaş bi' babanın sızmasını bekledikten sonra
yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollaryine aynı dolunayın altında buluşup
bağrında gecelemek için sana koşarken
içtiğimiz o güsel Marmara'nın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin Galatasaray!
1980'ler...
Sokağa çıkma yasakları...
Daha onyedi... onyedi... onyedi... bile diilken
geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar...
elimizde sarı kırmızı pankartlar...
bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken...
ve bütün yaşıtlarımız...
geceleri... gayrimeşru bu şehrin
gayrimeşru duvarlarına "Kahrolsun Faşizm" yazarken
biz geceleri aynı duvarlara "En büyük Cimbom" yazdık
ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen Fenerli iken
biz aleme inat seni sevdik
Komik olan şuydu
tarihinin en zavallı dönemiymiş meğer
hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
biz de zaten farkında diildik... hep güsel Marmara'ydık çünki
Daha onyedi, onyedi, onyedi bile diildik...
"Neden Gaassaray?" diyenlere..."Because, güsel Marmara'yla güsel gidiyor!" derdik...
ki bunu hiç bilmezsin...
Daha onyedi, onyedi,
onyedi bile diildim diyom... Alooooooo?Ulan Gaassaray!
Söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana!
Ulan!
Anlatacak o kadar çok hikâyem var ki Gaassaray!
Anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin!
Bu kediler var ya... çok enteresan hayvanlar abi...

Yazmışlar işte... Benim de sana anlatacak çok hikayem var be Gaaassaray! Anlattıklarım yanına kar kalsın, anlatamadıklarım bende kalsın, yaşadıklarım, senin uğruna yaptığım çılgınlıklarım da bende kalsın. Sadece sevildiğini bil yeter...

Kopuk kopuk yazıyorum çünkü düşünmüyorum yazarken. Dedim ya, aklıma ne gelirse şu an, ondan bahsediyorum. Bahsetmesemiydik? Varsa böyle diyen eyvallah, zaten böyle diyen adam bu satırları okumadan çıkar gider bir daha gelmez bu siteye.

Kardeşim ben niye yazayım şimdi? Ne yazarsam yazayım "Acılara Tutunmak"tan daha büyük bir şiir yazamayacağım. Bin tane enstruman çalsam "Mi Pista Apo Fosforo" yani bildiğimiz "Her Şeyi Yak" melodisini bestelemeyeceğim. O zaman ne gerek var. Şarkılar şiirler yazılmış otur dinle.

Boş konuşuyorsun be Bilen boş.. Bu arada kendime ilk kez "Bilen" diye hitap ettim şu an. Çok değişik. Kendi adım olmasına rağmen hiç kullanmadım. Şu andan itibaren Bilen ismimi kullanıyorum. Genç'lik bir yere kadar. Yaş 20 oldu, daha şu hayatta bi bok yapmadık. Bilen koydum adını dedi babam. İki anlamı var, her şeyi bilesin, ve bütün zorluklara karşı bilenesin. Ben bilenmeyi tercih ediyorum. Bilendim.

Her paragraf ayrı gereksiz, her paragraf ayrı boş. O yüzden daha fazla uzatmıyorum bu rezilliği.
Ne demişler,
"Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça..."