Bir insanın hayatındaki en önemli şey diye klasik ve klişe dolu bir girişi hak eder isim mevzusu. Değiştirilemeyecek birkaç özelliğimizden biridir, her ne kadar değiştirilemez dediysek de değiştirilebilir ancak hiçbir zaman annenizin babanızın koyduğu isimden daha kalıcı bir olay olamaz.
İsim mevzusu çok önemlidir. Bir insanın hayatını, karakterini ve geleceğini kesinlikle belirler. Örneğin adı Mümin olan biri asla biyolog olamaz; varsa adam değilim. Futbol konusunda da bu böyledir. İyi futbolcuların ismi de iyidir, futbolcu ismidir. Örneğin Tugay İngiltere'de efsane olabiliyorken, Necati sürünmektedir. Eğer Tugay'ın adı Necati olsaydı kesinlikle Blackburn efsanesi olamayacaktı.
Kendi ismime gelince, ismimin tek ve özgün olmasından dolayı çok mutluyum. Eğer ismi Genç Bilen kombinasyonu olan başka biri varsa da tanışmak isterim. Bana böyle bir isim koydukları için aileme burdan bir kez daha teşekkür ederim.
Son olarak da ilerde bir kızım olursa koyacağım isim kesindir. O da en sevdiğim mevsim olan "Güz"dür. Erkek olursa kesin bir kararım yok, zaten kim öle kim kala daha kaç yaşındayız ne çoluğu ne çocuğu...
Ha bugün, ha yarın biter
Omzumda bunca yük varken
Sırtımda bunca yük varken
Biri iner, biri biner
Sen her gece rüyalarımda
Gelip bana ağlıyorsun
Kim bilir beni kimlerden
Sorup haber alıyorsun
Ne haldeyim biliyormusun?
Hava nasıl oralarda, üşüyor musun?
Kar yağıyor, saçlarıma bilmiyor musun?
Bildiğim pek çok doğru var
Gittiğim bir tek yolum var
Şu yürekte kaç yangın var?
Biri söner, biri yanar
Sen her gece rüyalarımda
Gelip bana ağlıyorsun
Bense bir türkü tutturdum
Gece gündüz söylüyorum
Duyup beni diliyormusun?
Hava nasıl oralarda, üşüyor musun?
Kar yağıyor, saçlarıma bilmiyor musun?
Metin & Kemal Kahraman kardeşlerin en sevdiğim şarkısıdır. Şarkıyı dinlemek için yazının sonundaki olaya tıklamanız yeterli.
DENİZ KOYDUM ADINI
Nerde kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı
Deniz koydum adını
Kederi bende kaldı
Uzak köyler kurdum birbirine
Kederi bende kaldı
Acının surlarında ateşler yaktık
Vuruldu şehirler soluksuz kaldık
Kendine çekildi bütün zamanlar
Gölgeler orda kaldı
Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü
Ölümün acımasızlığı her zamankinden beter
Gidenler
Gelenler
Düşenler
Ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar.
Düştük yola
Güzel şeyler bulmak umuduyla
Işıklarıyla büyük şehirler, yol oldu bize
İz sürdük yalnızlığaSöz: Kemal Kahraman/ Gürkan Sarıgül
Müzik: Metin Kahraman
Başlığı görünce bu nasıl kıyastır, ne alakası vardır diye tepkiler veren ey dostlar! Bu iki müzik birbirinin zıttıdır, panzehiridir ve ben size neden böyle düşündüğümü çeşitli savlarla ispatlamaya çalışacağım. (Evet, münazara girişi gibi oldu.)
Şimdi beşer dakikalık iki şarkı düşünelim. Birisi Türk Sanat Müziği, diğeri de Ritmik Amerikan Poeması’ndan olsun. Bu şarkıların sözlerini kıyaslamaya kalktığınızda arasındaki uçurumu görebilirsiniz. Mesela şu sözleri ele alalım:
Şarkılar seni söyler
Dillerde name adın
Aşk gibi sevda gibi
Huysuz ve tatlı kadın
Sırf bu sözlerle üç buçuk dakikadan fazla bir şarkı çıkartabiliyor TSM, ağırlığı ve müziğinin muhteşemliği sayesinde de bu kadar az sözle o kadar çok şey anlatıyor ki RAP müziğin ne işe yaradığını sorgular hale geliyor insan. RAP müzik ise müzikten çok söz üzerine ve bu yüzden bence anlaşılması zor ama anlamı TSM’den daha dar. Arka arkaya kafiyeli sözler bazen dayanılmaz olabilirken TSM her daim dinlenebilen ve rahatlatıcı olma özelliğiyle kesinlikle ön planda.
Siz en iyisi arka arkaya bir liste hazırlayın, bir şarkı TSM diğer şarkı RAP olsun ve nasıl birbirlerini nötrlediğini kendi kulaklarınızla duyun.
Sağlıcakla..
Oldum olası hep kıl olmuşumdur bu lafa. Cidden ne anlama gelir "fena değil"? En basit haliyle söylemek gerekirse tamamen geçiştirme cümlesidir. Muhtemelen uğraşılan bir işin sonunda o işi değerlendirmesi gereken veya değerlendirmesini istediğiniz insana gösterdikten sonra bu cevabı alıyorsanız eğer mutlu olmanız imkansızdır. O kadar samimiyetsiz bir ifadedir ki, insanı hayattan soğutmak için üretilmiştir adeta. Şimdi gelin canlar bu ifadeyi ameliyat masasına yatıralım.
Öncelikle kelimemizi ele alalım ; fena. Hemen Türk Dil Kurumu'na soruyoruz üşenmeden.
(I) sf. (fena:) 1. İyi nitelikte olmayan, kötü: “Rüşvet aslında fena şeydir
fakat daha fenası rüşvet ayıplığını kaybetmişliktir.” -B. Felek. 2. Üzücü: “Bu
savaş yılları o kadar fena ve ağır felaketler öğretmişti ki...” -H. E. Adıvar.
3. İstenilen ve gereken nitelikte olmayan (kimse): Fena bir öğrenci. 4. Hoşa
gitmeyen, rahatsız edici: “Fena günler yaşadığına inanmak için bin şahit lazım.”
-R. H. Karay. 5. Davranışları toplumun ahlak anlayışına uymayan: “Siz fena
adamsınız, odanıza geldiğime bin kere pişman oldum.” -P. Safa. 6. zf. Çok:
“Tenis oynarken bileğim burkuldu, berbat, fena acıyor.” -P. Safa.
Kelimenin anlamlarını okuduktan sonra aklıma gelen şu oluyor: Madem bir işi veya kimseyi değerlendiriyoruz, neden öncelikle böyle kötü anlamlı bir kelimeyi zikrediyoruz kardeşim? Nedeni basit, çünkü samimiyetsiziz. Örnekle açıklarsak, birine "aa ne kadar kötü değilsiniz siz, hiç yavşak da değilsiniz, ibne de değilsiniz, hayvan değilsiniz" dersek hoş olur mu? Karşımızdaki adam bizi ciddiye alır mı? Onun yerine, " ne kadar iyisiniz, hoşsunuz, insansınız" filan desek daha iyi değil mi?
Kıssadan hisse şudur ki, bir işe veya olaya "fena değil" dendiyse, bilin ki o iş fenadır ve olmamıştır. Zaten "fena değil" lafından sonra mutlaka bir "ama" lafı gelir -o da başka bir yazı konusudur - ki bu lafın öncesinde söylenen hiçbir şey önemli değildir. Yine bir örnek sunarsak "abicim bu logo fena değil ama sanki ü harfi başka bir renk olsun" diyen biri o işi beğenmemiştir, başka türlüsünü istemiştir. O yüzden bu lafı samimiyetle kullanmak mümkün değildir, karşıdakini kırmamak için "kötü lan bu" demek yerine "fena değil" denmiştir vakti zamanında.
Samimiyetsizliğin her türlüsüne karşı olan bu bünye, bu lafa da karşıdır bundan sonra. İlla ki "fena değil" diyecekseniz "eh" diyiverin onun yerine. En azından suratınız olmamışlığın şeklini alır.
Vay be, tespit de fena değil ha...
Bir yazı neden okunur? Okuyana bir şey katmayacaksa neden yazılır? Bu yazı son derece gereksizdir, o yüzden bu notu sondan başa çıkartıyorum. Bu yazı ne bir okuyucu olarak size, ne de yazının yazanı olan bana hiçbir şey katmadı, katamaz. O yüzden şimdi sessizce dağılalım.
---
İşte tam burada başlıkla alakalı bir yazımsı vardı, üstteki notu yazmamın sebebini oluşturan yazı. Ama bu yıl için yazmaya çalıştığım yazı gerçekten son derece boştu ve anlamsızdı. Yeni yıl için zaten yazılabilecek ne vardır ki? Yeni bir sayfa, yeni planlar, yeni düşünceler.. Oysa değişen sadece takvimdir. ( Burada klişelerden bahsederken klişe kullanmam ne kadar acı. Değişen sadece takvim Marienne, yüreğindeki sevgi hala seninle..) Neticede insan yedisinde ne ise yetmişinde de o değil mi, aynı tas aynı hamam yani.
Sözün özü, bu kalıplaşmış cümleleri bir yana bırakıp, yeni yılı kalıplaşmış bir istekler ve düşünceler silsilesine dönüştürmeyiniz efenim. Bir yeni yıla da "ulan geçen hafta ne yaptıysam yine böyle yapayım, ona git dediysem yeni yılda da gitsin" felsefesini benimseyin. Değişmesin bir şey, zaten değişmeyecek de , değişmemesini isteyin siz yine de.
Alın size alternatif yılbaşı yazısı, yeni yıl hakkında yazamadığım yazı hakkında yeni yıl yazısı... Keşke böyle olmasaydı ama oldu bir kere.
Her türlü beddua ve küfür için aşağıdaki yorum kısmını kullanın.
Tezahuratlarla büyüdüm ben...
Süper kahramanlarım,
Parçalı formalar giyerdi benim...
Bir oyuncak istemedim,
Seni canlı görebilmeyi istediğim kadar..
Hayır, lunaparka değil,
Sami Yen'e götür beni baba...
Gözyaşlarım yere düştüğümden değil,
Kazanamadık diye bu hafta..
Bana masal anlatma baba,
On dört sene nasıl beklediğini anlat..
Bir gece evvelden maça gidip,
Sabahın köründe maça girdiğini,
İçindeki sevginin,gecenin ayazında
Üşümene nasıl engel olduğunu anlat..
Bana öyle bir aşk anlat ki baba,
Ben de yüreğimden dağlanayım..
Kalbime iki harf kazıyayım baba...
İki renk kazıyayım...
Tek bir isim kazıyayım...
Çocuk şarkıları dinletme bana baba,
Tribünlerde söylenen o besteyi dinlet..
Söyle senden başka kimim var benim..
Düşünüyorum da şimdi..
Kimim var söylesene?
Söylesene cimbomum,
Sen şampiyon olamamışsın kupaları alamamışsın,
Kaç yazar...
Değiştirebilir mi sence bunlar sana olan sevgimi..
Olur mu lan öyle şey..
Değişebilir mi hiç...
Sami Yen'in önü bir uzun alan,
Bir tek seni sevdim gerisi yalan...
Harbiden yalan cimbomum..
Gerisi harbiden bir dolu yalan...
Genç Hasdemir
Bu şiiri bana hediye eden Çetin Abi'ye teşekkürler eşliğinde bin selam gitsin...
Çoğalmayı öğretenimiz olmamış.
Kurtulabilen.ya kendi çoğalabilen ya da çoğaltabilen birini bulanlar oluyor.
Rastlayamıyan ise tanımlayamıyor bile.
BİR
Evlilik, kardeşlik, dostluk
Ya da
Her türlü birliktelik,
Çok sihirli kelimelerden oluşan bir kitap gibi!
Kelime kelime değişik yerlere ayrı koy!
Ayrı olsunlar, ama ayrılmasınlar!
Beraber olsunlar, ama bir olmasınlar!
Çünkü bir çok güçlüdür!
Her şey birle başlar!
Hele de iki tane bir daha güçlü ve güzeldir!
Hele de aşmıslar sa bir olana kadarkileri!
Sonra kendini bilen noktalar ve virgüller var bu kitapta.
Gidip nereye konacağını bilen.
Kılavuzun yok, geleneğin yok ise,
Ucundan tutanın yok ise yükünün,
Hele bir de haberdar değilsen birin gücünden,
Aklın ne kadar sa hayatın o kadar!
Duygusal patlamaya ramak kala...

Öncelikle başlıkta esinlendiğim post Arda kardeşime ait, okumak isteyen buyursun. Ayrıca epeydir yazmıyordum, Ata kızdı bana, ben de çok önceden yazmaya niyetlendiğim bir konuda bir şeyler karalamaya karar verdim.
Evet, başlık açık ve net. Teoman'dan öyle böyle değil, bütün benliğimle tiksiniyorum. Gerekçeleri tamamen kişisel olarak, hiçbir objektif kafa tarafından anlaşılamayacak şekilde olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Bir kere yaradılışımdan dolayı bu adamın çıkardığı ses bana birinin tırnakla tahtayı kazırken çıkardığı ses gibi bir irkilme yaratıyor. Sebebini bilmiyorum ama bu böyle. Dünyada en nefret ettiğim insanlardan biri olan Ercan Saatçi'yi bile dinleyebilirim ama Teoman'ı asla.
Bu adamdan tiksinmemin bir diğer nedeni saçmasapan şarkı sözleri. Yiğidi öldür hakkını yeme (evet çok fazla tiksinme lafı geçiyor ama bu sözden de tiksinirim, öldürüyorsun adamı hakkı hukuku mu kalır.. o değil de amma çok şeyden tiksiniyormuşum, ne pis bi' adammışım) diyelim ve sadece tek bir şarkısı; o da o söylemeyince güzel geldi kulağıma. Şarkıyı herkes bilir, babamın öldüğü yaştayım diye giden paramparça şarkısı. Müslüm Gürses söyleyince güzel geldi.
Gelelim bu adamın şarkı sözlerine:
Kırıklarını aldırdım kalbimin,
Çıkardım astım fortmantoya...
Gel de yorum yap. Hangimize hitap ediyor bu şarkı arkadaşlar? Bu sözler kime yazılmış, niye yazılmış, ne demek istenmiş ya ben çok salağım ya da Teoman. Başka bir şarkısına geçelim, bu şarkının sözlerini direk yazacağım;
uzun uzun seyrettim seni
diğer köşesinden barın
bir karakter oturttum
yüzüne,kalbine
uzaktan bakıp insanlara
konuşmalar yazdım dudaklara
sonra kendime baktım
tıklım tıklım yalnızdım.
gökdelenlerden tükürdüm dünyaya
ben hayatım boyunca
bu yüzden kupkuru ağzım
bak geçmedi yıllarca
kalbimi yuvarladım sana
seni tanımasam da
tezgahtan önüne
bir yudum al diye
eğer hoşuna giderse
daha da iç diyebu kadarı yetsin artık
bu gecebelki sen bulursun diye
artık son şansımsın
korkma ısrar yok bende
avunurum içkiyle
Şu kalın yaptığım yere bir bakın. Nedir bu ya? Benim de ağzım kupkuru biliyor musun? Televizyona, gazeteye, seni gördüğüm her yere tükürmekten... Ulan ne kadar nefret dolmuşum ya, ben böyle bir insan değildim. Daha fazla yazamayacağım. Gerek karakterin olsun, gerek şarkıların olsun, gerek sesin olsun, Teoman senden tiksiniyorum. O kadar tiksiniyorum ki bu yazıya resmini koymayacağım...
Yazacaktım, yıllardan beridir gözlediğim şeydir bu ellerin çaresizliği.. Kısmet şimdiyeymiş hadi hayırlısı..
Kimsede doğru düzgün yoktu bu işler o zamanlar. Biz de nerden gördüysek görmüştük, gaza gelip açmıştık bu blog mevzusunu iki sene evvel. Yazmayı seven biri olarak, yazarım dedim herhalde ki başlamış bulunduk, blogun bir iki yazısı da anı gibi başladı ondan sonra ne olduysa bir anda şiir blogu haline getirmiş oldum. Fena da olmadı hani, öyle ya da böyle bir şeyler yazıyorum ve burada paylaşasım geliyor; okuyanlar, yorum atanlar oluyor. İyi kötü bir yorumu oluyor insanların. Ancak sırf şiir yazmak istemiyorum artık buralara. Her mevzu hakkında yazabildiğim kadar görüş belirtesim geldi. Ha bu heves geçer mi? Elbet geçecek ama bir durun kardeşim hevesimizi kırmayalım lak diye.
Ad-soyaddan blog olmaz dedik, kendimize yeni bir yol çizdik. Artık şiir değil, yazılar da yazacağım, varsa ilgilisi takipçisi, burdan buyursun...
http://arkamahle.blogspot.com
Blog Arşivi
Contributors
- Genç
- Biraz sevdaya, biraz da alkole meyilli. Arada bir aşık, yer yer arızalı, ha bir de turuncudan iz taşıyan tok bir sarıyla vişneye çalan koyu kırmızıya sevdalı...







