İsim Mevzusu  

Posted by Genç in

Bir insanın hayatındaki en önemli şey diye klasik ve klişe dolu bir girişi hak eder isim mevzusu. Değiştirilemeyecek birkaç özelliğimizden biridir, her ne kadar değiştirilemez dediysek de değiştirilebilir ancak hiçbir zaman annenizin babanızın koyduğu isimden daha kalıcı bir olay olamaz.

İsim mevzusu çok önemlidir. Bir insanın hayatını, karakterini ve geleceğini kesinlikle belirler. Örneğin adı Mümin olan biri asla biyolog olamaz; varsa adam değilim. Futbol konusunda da bu böyledir. İyi futbolcuların ismi de iyidir, futbolcu ismidir. Örneğin Tugay İngiltere'de efsane olabiliyorken, Necati sürünmektedir. Eğer Tugay'ın adı Necati olsaydı kesinlikle Blackburn efsanesi olamayacaktı.

Kendi ismime gelince, ismimin tek ve özgün olmasından dolayı çok mutluyum. Eğer ismi Genç Bilen kombinasyonu olan başka biri varsa da tanışmak isterim. Bana böyle bir isim koydukları için aileme burdan bir kez daha teşekkür ederim.

Son olarak da ilerde bir kızım olursa koyacağım isim kesindir. O da en sevdiğim mevsim olan "Güz"dür. Erkek olursa kesin bir kararım yok, zaten kim öle kim kala daha kaç yaşındayız ne çoluğu ne çocuğu...

Uzak Diyarlardan Sana  

Posted by Genç in ,


Senin icin bir seyler yazmaliydim, yapamadim, gozlerim doldu.. Cok ozluyorum seni, ne olur bir sekilde gel...


Iyi ki dogdun Gica!

sen her gece rüyalarımda...  

Posted by Genç in ,


Senden ayrı geçen günler
Ha bugün, ha yarın biter
Omzumda bunca yük varken
Sırtımda bunca yük varken
Biri iner, biri biner
Sen her gece rüyalarımda
Gelip bana ağlıyorsun
Kim bilir beni kimlerden
Sorup haber alıyorsun
Ne haldeyim biliyormusun?
Hava nasıl oralarda, üşüyor musun?
Kar yağıyor, saçlarıma bilmiyor musun?
Bildiğim pek çok doğru var
Gittiğim bir tek yolum var
Şu yürekte kaç yangın var?
Biri söner, biri yanar
Sen her gece rüyalarımda
Gelip bana ağlıyorsun
Bense bir türkü tutturdum
Gece gündüz söylüyorum
Duyup beni diliyormusun?
Hava nasıl oralarda, üşüyor musun?
Kar yağıyor, saçlarıma bilmiyor musun?

deniz koydum adını  

Posted by Genç

Metin & Kemal Kahraman kardeşlerin en sevdiğim şarkısıdır. Şarkıyı dinlemek için yazının sonundaki olaya tıklamanız yeterli.

DENİZ KOYDUM ADINI
Nerde kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı
Deniz koydum adını
Kederi bende kaldı
Uzak köyler kurdum birbirine
Kederi bende kaldı
Acının surlarında ateşler yaktık
Vuruldu şehirler soluksuz kaldık
Kendine çekildi bütün zamanlar
Gölgeler orda kaldı
Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü
Ölümün acımasızlığı her zamankinden beter
Gidenler
Gelenler
Düşenler
Ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar.
Düştük yola
Güzel şeyler bulmak umuduyla
Işıklarıyla büyük şehirler, yol oldu bize
İz sürdük yalnızlığa

Söz: Kemal Kahraman/ Gürkan Sarıgül
Müzik: Metin Kahraman

rap müzik vs türk sanat müziği  

Posted by Genç in

Başlığı görünce bu nasıl kıyastır, ne alakası vardır diye tepkiler veren ey dostlar! Bu iki müzik birbirinin zıttıdır, panzehiridir ve ben size neden böyle düşündüğümü çeşitli savlarla ispatlamaya çalışacağım. (Evet, münazara girişi gibi oldu.)

Şimdi beşer dakikalık iki şarkı düşünelim. Birisi Türk Sanat Müziği, diğeri de Ritmik Amerikan Poeması’ndan olsun. Bu şarkıların sözlerini kıyaslamaya kalktığınızda arasındaki uçurumu görebilirsiniz. Mesela şu sözleri ele alalım:

Şarkılar seni söyler

Dillerde name adın

Aşk gibi sevda gibi

Huysuz ve tatlı kadın

Sırf bu sözlerle üç buçuk dakikadan fazla bir şarkı çıkartabiliyor TSM, ağırlığı ve müziğinin muhteşemliği sayesinde de bu kadar az sözle o kadar çok şey anlatıyor ki RAP müziğin ne işe yaradığını sorgular hale geliyor insan. RAP müzik ise müzikten çok söz üzerine ve bu yüzden bence anlaşılması zor ama anlamı TSM’den daha dar. Arka arkaya kafiyeli sözler bazen dayanılmaz olabilirken TSM her daim dinlenebilen ve rahatlatıcı olma özelliğiyle kesinlikle ön planda.

Siz en iyisi arka arkaya bir liste hazırlayın, bir şarkı TSM diğer şarkı RAP olsun ve nasıl birbirlerini nötrlediğini kendi kulaklarınızla duyun.

Sağlıcakla..

"fena değil" lafındaki samimiyetsizlik  

Posted by Genç in

Oldum olası hep kıl olmuşumdur bu lafa. Cidden ne anlama gelir "fena değil"? En basit haliyle söylemek gerekirse tamamen geçiştirme cümlesidir. Muhtemelen uğraşılan bir işin sonunda o işi değerlendirmesi gereken veya değerlendirmesini istediğiniz insana gösterdikten sonra bu cevabı alıyorsanız eğer mutlu olmanız imkansızdır. O kadar samimiyetsiz bir ifadedir ki, insanı hayattan soğutmak için üretilmiştir adeta. Şimdi gelin canlar bu ifadeyi ameliyat masasına yatıralım.

Öncelikle kelimemizi ele alalım ; fena. Hemen Türk Dil Kurumu'na soruyoruz üşenmeden.

(I) sf. (fena:) 1. İyi nitelikte olmayan, kötü: “Rüşvet aslında fena şeydir
fakat daha fenası rüşvet ayıplığını kaybetmişliktir.” -B. Felek. 2. Üzücü: “Bu
savaş yılları o kadar fena ve ağır felaketler öğretmişti ki...” -H. E. Adıvar.
3. İstenilen ve gereken nitelikte olmayan (kimse): Fena bir öğrenci. 4. Hoşa
gitmeyen, rahatsız edici:
“Fena günler yaşadığına inanmak için bin şahit lazım.”
-R. H. Karay. 5. Davranışları toplumun ahlak anlayışına uymayan: “Siz fena
adamsınız, odanıza geldiğime bin kere pişman oldum.” -P. Safa. 6. zf. Çok:
“Tenis oynarken bileğim burkuldu, berbat, fena acıyor.” -P. Safa.


Kelimenin anlamlarını okuduktan sonra aklıma gelen şu oluyor: Madem bir işi veya kimseyi değerlendiriyoruz, neden öncelikle böyle kötü anlamlı bir kelimeyi zikrediyoruz kardeşim? Nedeni basit, çünkü samimiyetsiziz. Örnekle açıklarsak, birine "aa ne kadar kötü değilsiniz siz, hiç yavşak da değilsiniz, ibne de değilsiniz, hayvan değilsiniz" dersek hoş olur mu? Karşımızdaki adam bizi ciddiye alır mı? Onun yerine, " ne kadar iyisiniz, hoşsunuz, insansınız" filan desek daha iyi değil mi?

Kıssadan hisse şudur ki, bir işe veya olaya "fena değil" dendiyse, bilin ki o iş fenadır ve olmamıştır. Zaten "fena değil" lafından sonra mutlaka bir "ama" lafı gelir -o da başka bir yazı konusudur - ki bu lafın öncesinde söylenen hiçbir şey önemli değildir. Yine bir örnek sunarsak "abicim bu logo fena değil ama sanki ü harfi başka bir renk olsun" diyen biri o işi beğenmemiştir, başka türlüsünü istemiştir. O yüzden bu lafı samimiyetle kullanmak mümkün değildir, karşıdakini kırmamak için "kötü lan bu" demek yerine "fena değil" denmiştir vakti zamanında.

Samimiyetsizliğin her türlüsüne karşı olan bu bünye, bu lafa da karşıdır bundan sonra. İlla ki "fena değil" diyecekseniz "eh" diyiverin onun yerine. En azından suratınız olmamışlığın şeklini alır.

Vay be, tespit de fena değil ha...

Ahmet Kaya  

Posted by Genç in


Bu ülkede isyan marşlarını söyleyen, öncü olabilen, milyonlarca insana rağmen diğer milyonlarca insanın dinleyebilidiği bir insan var. Çocukluğunu habersiz çalanlara rağmen, penceresiz kalmasına rağmen, hani benim gençliğim diye haykırmasına rağmen bu ülkeye yegane bir şeyler katmaya çalışmış bir Ahmet var.

Nedir bu başımdaki felaket?
Kırk yıldır sefalette bu Ahmet.
Kefenimi alın dikin bir zahmet,
Gömün beni gömün beni bir başıma..

Ne varsa güzellikten yana, bölüşmüş ve büyümüştün oysa... Bu ne yaman çelişkiydi, bu nasıl bir düzendi? Kurtlar sofrasına düşmüştün ve kalkamadın.

Ben burada yağmurları biriktiriyorum. Çağ yangınında tutuştun sen, bense tutuşmamak için seni dinliyorum şu anda. Veda ederken dedin ya "Hoşçakalın Gözüm" diye, artık seni nerede arayacağımızı biliyoruz. Sen, anlaşılamamanın sembolüsün.. Başıma her türlü olay geçtiğinde senin bir şarkın çıkar karşıma... Acılara tutunmayı, kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağını, sevgi duvarları kurmayı ve yeri geldiğinde de beddua etmeden sessizce gidebilmeyi senden öğrendim ben.

Yani sen yok musun şimdi, birazdan uyanıp ateşi karıştırıp bir cıgara sarmayacak mısın? Oy Ahmet oy.. Sanki şakaydı bu..
Sanat güneşimiz serdar var ne de olsa değil mi şimdi... Onuncu yıl marşları daha bir anlamlı artık. Çünkü seni kendi öz yurdundan kovdular, daha güvenli her şey. Barış içindeyiz, seni yok ettik çünkü. Barışı biz sağladık, kardeşliği biz sağladık, sen yoksun ya her şey daha kolay şimdi.

Dövülmüşüm, sövülmüşüm, kovulmuşum ben.. Siktir çekilmişim yani...

iki bin dokuz  

Posted by Genç in

Bir yazı neden okunur? Okuyana bir şey katmayacaksa neden yazılır? Bu yazı son derece gereksizdir, o yüzden bu notu sondan başa çıkartıyorum. Bu yazı ne bir okuyucu olarak size, ne de yazının yazanı olan bana hiçbir şey katmadı, katamaz. O yüzden şimdi sessizce dağılalım.

---
İşte tam burada başlıkla alakalı bir yazımsı vardı, üstteki notu yazmamın sebebini oluşturan yazı. Ama bu yıl için yazmaya çalıştığım yazı gerçekten son derece boştu ve anlamsızdı. Yeni yıl için zaten yazılabilecek ne vardır ki? Yeni bir sayfa, yeni planlar, yeni düşünceler.. Oysa değişen sadece takvimdir. ( Burada klişelerden bahsederken klişe kullanmam ne kadar acı. Değişen sadece takvim Marienne, yüreğindeki sevgi hala seninle..) Neticede insan yedisinde ne ise yetmişinde de o değil mi, aynı tas aynı hamam yani.

Sözün özü, bu kalıplaşmış cümleleri bir yana bırakıp, yeni yılı kalıplaşmış bir istekler ve düşünceler silsilesine dönüştürmeyiniz efenim. Bir yeni yıla da "ulan geçen hafta ne yaptıysam yine böyle yapayım, ona git dediysem yeni yılda da gitsin" felsefesini benimseyin. Değişmesin bir şey, zaten değişmeyecek de , değişmemesini isteyin siz yine de.

Alın size alternatif yılbaşı yazısı, yeni yıl hakkında yazamadığım yazı hakkında yeni yıl yazısı... Keşke böyle olmasaydı ama oldu bir kere.

Her türlü beddua ve küfür için aşağıdaki yorum kısmını kullanın.

Bir Tek Seni Sevdim, Gerisi Yalan...  

Posted by Genç in ,


Ninnilerle değil,
Tezahuratlarla büyüdüm ben...
Süper kahramanlarım,
Parçalı formalar giyerdi benim...
Bir oyuncak istemedim,
Seni canlı görebilmeyi istediğim kadar..
Hayır, lunaparka değil,
Sami Yen'e götür beni baba...
Gözyaşlarım yere düştüğümden değil,
Kazanamadık diye bu hafta..
Bana masal anlatma baba,
On dört sene nasıl beklediğini anlat..
Bir gece evvelden maça gidip,
Sabahın köründe maça girdiğini,
İçindeki sevginin,gecenin ayazında
Üşümene nasıl engel olduğunu anlat..
Bana öyle bir aşk anlat ki baba,
Ben de yüreğimden dağlanayım..
Kalbime iki harf kazıyayım baba...
İki renk kazıyayım...
Tek bir isim kazıyayım...
Çocuk şarkıları dinletme bana baba,
Tribünlerde söylenen o besteyi dinlet..
Söyle senden başka kimim var benim..
Düşünüyorum da şimdi..
Kimim var söylesene?
Söylesene cimbomum,
Sen şampiyon olamamışsın kupaları alamamışsın,
Kaç yazar...
Değiştirebilir mi sence bunlar sana olan sevgimi..
Olur mu lan öyle şey..
Değişebilir mi hiç...
Sami Yen'in önü bir uzun alan,
Bir tek seni sevdim gerisi yalan...
Harbiden yalan cimbomum..
Gerisi harbiden bir dolu yalan...

Genç Hasdemir

Bir  

Posted by Genç in ,

Bu şiiri bana hediye eden Çetin Abi'ye teşekkürler eşliğinde bin selam gitsin...

Çoğalmayı öğretenimiz olmamış.
Kurtulabilen.ya kendi çoğalabilen ya da çoğaltabilen birini bulanlar oluyor.
Rastlayamıyan ise tanımlayamıyor bile.
BİR
Evlilik, kardeşlik, dostluk
Ya da
Her türlü birliktelik,
Çok sihirli kelimelerden oluşan bir kitap gibi!
Kelime kelime değişik yerlere ayrı koy!
Ayrı olsunlar, ama ayrılmasınlar!
Beraber olsunlar, ama bir olmasınlar!
Çünkü bir çok güçlüdür!
Her şey birle başlar!
Hele de iki tane bir daha güçlü ve güzeldir!
Hele de aşmıslar sa bir olana kadarkileri!
Sonra kendini bilen noktalar ve virgüller var bu kitapta.
Gidip nereye konacağını bilen.
Kılavuzun yok, geleneğin yok ise,
Ucundan tutanın yok ise yükünün,
Hele bir de haberdar değilsen birin gücünden,
Aklın ne kadar sa hayatın o kadar!

Zavallı Örümcek  

Posted by Genç in


Boğazımda Düğümlenen Hıçkırıktır Tugay Kerimoğlu  

Posted by Genç in

Duygusal patlamaya ramak kala...

Anlatamayacağım muhtemelen Tugay'a olan hayranlığımı ama yazacağım gücüm yetene kadar....

Uzun değil benim hikayem, destansı değil belki, belki de çok sıradan... Sarı-kırmızıyı tanıdığım günden, yani doğumumdan başlar ve Galatasaray sevgimin katlanmasıyla devam eder. Benim için Galatasaray, parçalı forma içinde ellerini yumruk yaparak gol sevincini yaşayan, sarı saçlı, Falco varken 6 numarayı giyen bir adamdı. Kendimi o zannederek aşık olmuştum Galatasaray'a. Top ondayken sanki ben koşuyordum, sanki ben koyuyordum uzaklardan Fener'e, sanki ben koşuyordum attığım golden sonra Kadıköy'de mevzilenmiş vişne'ye çalan koyu kırmızılı askerlere... Kötü oynadığı bir maçta tribünden homurtular başladığında, hüngür hüngür ağlayarak susturmuştum o insanları, sanki bana küfür ediyorlar gibi, çaresizce çıldırmıştım.
O Galatasaray'dı, ben Tugay'dım. Şampiyonluklarda Bülent Korkmaz'la beraber kaldırırdık kupaları. 3-3lük Manchester maçında omuzlarda beraber ağladık onunla... Fener'e gideceği söylentileri çıktığı sene kapalı'nın önüne gelip bütün tribünü beraber susturduk... "Burada doğdum, burada öleceğim!" diye birlikte haykırdık Galatasaray taraftarına. Herta Berlin'e attık golü, bir anda yaylanarak koşmaya başladık, sonra yumak olduk zıpladık...
Ve o an geldi, sen gittin, götürüldün.. 99-00 sezonunun devre arasında, Tolunay oynayacak diye seni gönderdiler Tugay'ım. Fatih Terim'i bu yüzden hiç affedemedim. UEFA Kupası'nı sen de kaldıracaktın beyaz formanla. Belki de son penaltıyı sen atacaktın ve yine seninle kale arkasına koşacaktık omuz omuza. Olmadı, mavi beyazlar içindesin şimdi. Bambaşka bir ülkede, bambaşka bir yerde doğan çocuklar belki sen oluyor. Belki onlar soyadını bile söyleyemiyorlar, Tugay diyorlar sadece.. Formanı alıyorlar.. Ama bilmiyorlar ki, sana sadece sarı kırmızı yakışıyor. Ve bilmiyorlar ki, Galatasaraylı bu çocuk hala Tugay'ı bekliyor...
Boğazımda düğümlenen hıçkırıktır Tugay Kerimoğlu... Demiştin ya burada doğdum diye, sen geleceksin ve ben tekrar Florya'ya, Ali Sami Yen'e ayak basacağım....


Teoman Senden Tiksiniyorum  

Posted by Genç in

Öncelikle başlıkta esinlendiğim post Arda kardeşime ait, okumak isteyen buyursun. Ayrıca epeydir yazmıyordum, Ata kızdı bana, ben de çok önceden yazmaya niyetlendiğim bir konuda bir şeyler karalamaya karar verdim.

Evet, başlık açık ve net. Teoman'dan öyle böyle değil, bütün benliğimle tiksiniyorum. Gerekçeleri tamamen kişisel olarak, hiçbir objektif kafa tarafından anlaşılamayacak şekilde olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Bir kere yaradılışımdan dolayı bu adamın çıkardığı ses bana birinin tırnakla tahtayı kazırken çıkardığı ses gibi bir irkilme yaratıyor. Sebebini bilmiyorum ama bu böyle. Dünyada en nefret ettiğim insanlardan biri olan Ercan Saatçi'yi bile dinleyebilirim ama Teoman'ı asla.

Bu adamdan tiksinmemin bir diğer nedeni saçmasapan şarkı sözleri. Yiğidi öldür hakkını yeme (evet çok fazla tiksinme lafı geçiyor ama bu sözden de tiksinirim, öldürüyorsun adamı hakkı hukuku mu kalır.. o değil de amma çok şeyden tiksiniyormuşum, ne pis bi' adammışım) diyelim ve sadece tek bir şarkısı; o da o söylemeyince güzel geldi kulağıma. Şarkıyı herkes bilir, babamın öldüğü yaştayım diye giden paramparça şarkısı. Müslüm Gürses söyleyince güzel geldi.

Gelelim bu adamın şarkı sözlerine:

Kırıklarını aldırdım kalbimin,
Çıkardım astım fortmantoya...

Gel de yorum yap. Hangimize hitap ediyor bu şarkı arkadaşlar? Bu sözler kime yazılmış, niye yazılmış, ne demek istenmiş ya ben çok salağım ya da Teoman. Başka bir şarkısına geçelim, bu şarkının sözlerini direk yazacağım;

uzun uzun seyrettim seni
diğer köşesinden barın
bir karakter oturttum
yüzüne,kalbine
uzaktan bakıp insanlara
konuşmalar yazdım dudaklara
sonra kendime baktım
tıklım tıklım yalnızdım.
gökdelenlerden tükürdüm dünyaya
ben hayatım boyunca
bu yüzden kupkuru ağzım
bak geçmedi yıllarca
kalbimi yuvarladım sana
seni tanımasam da
tezgahtan önüne
bir yudum al diye
eğer hoşuna giderse
daha da iç diyebu kadarı yetsin artık
bu gecebelki sen bulursun diye
artık son şansımsın
korkma ısrar yok bende
avunurum içkiyle

Şu kalın yaptığım yere bir bakın. Nedir bu ya? Benim de ağzım kupkuru biliyor musun? Televizyona, gazeteye, seni gördüğüm her yere tükürmekten... Ulan ne kadar nefret dolmuşum ya, ben böyle bir insan değildim. Daha fazla yazamayacağım. Gerek karakterin olsun, gerek şarkıların olsun, gerek sesin olsun, Teoman senden tiksiniyorum. O kadar tiksiniyorum ki bu yazıya resmini koymayacağım...

Ellerin İtaati  

Posted by Genç in

Yazacaktım, yıllardan beridir gözlediğim şeydir bu ellerin çaresizliği.. Kısmet şimdiyeymiş hadi hayırlısı..

Öncelikle nedir bu elleri çaresizliğe iten, neden bahsediyorsun sen kardeşim diyorsanız açıklıyorum. Bu itaatkar eller, çantalara karşı çaresizliklerinden boynu bükük gezmekteler. Çıkın sokağa bakın. Kocaman çantalar kollara bilekten asılmış, kollar çantanın kendilerinde olmasının gururunda dümdüz duruyor. Peki zavallı eller? Onların ne suçu var. Bilekten bükülmüşler. Beş parmak usul usul yere bakıyor doksan dereceyle. Onların hüznü, onların yapamadıkları hep içimi parçalıyor arkadaş! Bir gün isyan edecek o eller. Bir gün gelecek, çantalardan fırlayacaklar, coşacaklar. Artık boynu bükük eller olmayacak.. Çanta zenginleştikçe eller umutsuzca yıkılmayacak.

Gün gelecek, hepimiz göreceğiz. Bu eller itaat etmeyecek....

Sami Yen...  

Posted by Genç in ,


Taş duvarlarına mı aşık oldum acaba?
Yoksa oturmak yerine
Üstünde tepindiğim sarı koltuklarına mı?
Belki o betonun üstündeki kırmızı demirinden
Nasıl olur da hiç düşmediğimi anlayamadığmadan,
Ya da iki metre önümden Monaco'ya koyan
Hagi'yi unutamadığımdan ya da kim bilir
Paramparça olan gırtlaklarımdan mıdır nedir
Bir acayip hissediyorum senden koparken...
Ne yani Şişli'den inerken çıkmayacak mısın karşıma?
Yolu köprüye düşen hiç kimse göremeyecek mi
Eziyetin bile zevk olduğu kapıların artık olmayacak mı?
Ulan ben sensiz nasıl bira içerim şimdi,
Nasıl yerim Adem Usta'nın köftesini...
Hızlı hızlı yürüyemeyeceksem yeni açık boyu,
Sana ulaşamayacaksa o hep yürüdüğüm yokuşun sonu,
Nasıl bağırırım, nasıl çıldırırım eskisi gibi coşkulu?
Genç Hasdemir

Zavallı Kadıköy Gençliği  

Posted by Genç in


Acıyorum bu insanlara gerçekten. Yaş ortalaması 13 hadi bilemedik 14 olsun. Çaresizlik, amaçsızlık içinde çırpınıyorlar. Hayatta tek bildikleri annelerine babalarına artizlik yapıp, marjinaliz biz kimseyi siklemeyiz havasına girmek. Kadıköy'ü bilenler için söylüyorum (abi biz İnönü'yü biliyorduk çalışmadığımız yerden geldi) Reks* sinemasının önünde takılan, 365 gün 6 saat boyunca simsiyah giyinen, kafaları şekilden şekile girmiş zavallı bir gençlik bu.

Nesiniz lan siz, etraftaki yaşlı teyzelerle dalga geçip, sağa sola laf atıp, erkeklere prezervatif sormayı bir bok zanneden insanlarsınız. Daha çocuksunuz gerçi, nasıl bu kadar özenti olabildiniz hayret ediyorum. Geçen scapula ile Kadıköy'e gittik, PES oynayacağız, mecburen o sokaktan geçtik. Bir baktım bütün kızlarda şort var. Bunlar koordineli özentilik yapmıyorlarsa adam değilim. Bir gün hepsi pantolon giyer, ötesi gün etek başka gün şort. Kardeşim tamam özentisiniz eyvallah da bu kadarı da olmasın artık.

Bir başka gün yine oralardaydım tesadüfen, böyle 10 tane kız geçti yukarda bahsettiğim tiplerden, hepsi bağıra bağıra "kondom, herkese kondom" diye iğrençlikte tek geçebileceğim bir şarkıyı söylüyorlardı. Anlam veremedim. Bu kadar amaçsız, bu kadar saygısız, bu kadar salak bir gençlik olmamalı. Burada belirtmek istediğim bir nokta var, kesinlikle siyah giyinen değişik saçlı metalci tiplere karşı bir uyuzluğum yok ( sevmem o ayrı), isteyen istediğini giysin. Ama sırf başkaları da böyle yapıyor diye bu tarz giyinen insanlardan nefret ediyorum.

Kadıköy Gençliği sözüm size... Bi siktirip gidin lan...

*Yanlış yazdım kesin, anlayan anlamıştır.

Kafa Güzelliği  

Posted by Genç in ,


Günün konusunu kafa güzelliği olarak belirledim. Ne güzel bir tabirdir bu kafa güzelliği. Aslında yıllardır kullanıyoruz bu tabiri, sarhoş, yani serhoş, ser kafa demek, hoş da güzel demek, sarhoşum ben dediğin zaman kafam güzel diyosun haberin yok ey bizim gibi içen arkadaş.

İnceleyecek konu kalmadı, yazacak olay kalmadı ben de dedim bu konuda bir şeyler yazayım. Nedir bu işin sırrı? Niye içince adamın çenesi açılır? Niye durup dururken aklına sevdiği insanlar gelir? İrdeliyoruz efenim...

Öncelikle alkolün vücuda inişiyle başlayalım. Midedeki enzimler.. Dur yav manyak mısın kardeşim yedirtme biyolojiyi kafalar gıcırken, koy arkaya Müzeyyen Senar'ı.. Koydun mu ? Tamam.. Şimdi devam et bildiğimiz dilden..

Abi içtik ya şimdi, ne oldu? Uykun geldi, işemen lazım, susadın, tamam onları biliyoruz, sonra ne oldu? Açıldın konuşmak istedin. Çünkü kafanda bazı olaylar var. Bak rahat ol benim gibi, kimseyle derdin tasan olmasın, o zaman gaza gelip sağa sola salça olmuyorsun. Ama rahat değilsin ki be abim, hadi hadi ara

Dip Not: Ben yazıyı bitirdim zannediyordum, meğerse yarısında uçmuşuz haberimiz yok. Orijinaline saygıyla bu haliyle yayınlıyoruz. Dostlar sağolsun, afiyet olsun.

Yeni Albüm Korkusu  

Posted by Genç in


Gündüz çok uyuduk tabi, gecenin bir yarısı uyku tutmadı. O zaman vaktimizi yazarak değerlendirelim.

Bilmiyorum bir tek bende mi var ama yeni bir albümü dinlemekten çok korkuyorum. Özellikle sevdiğim bir sanatçı ise şayet, daha da korkunç bir hal alıyor bu durum. Sıcak bir örnekle konuyu pekiştireyim; Sezen Aksu. Eski şarkılarını keyifle dinlerim her zaman. Hayranlık düzeyinde sevgi beslerim. Ama gelin görün ki yeni bir albümü var, hiç olmamış bence. Sezen Aksu'nun bir şarkısını dinledik mi 10 defa daha dinleyesimiz gelirdi. Yıllar geçse de unutulmazdı. Ama bu yeni albümünde zerre akılda kalan bir parçası yok. Her şarkıyı bir an önce bitsin belki diğeri güzeldir diye dinledim, albüm bitti sonra kapadım kaldırdım bir kenara. Bir mucize olmazsa da bir daha dinlemeyeceğim.

İşte bahsettiğim "yeni albüm korkusu" bu albümü dinlemeden önce yine kendini gösterdi. Acaba diyorum önyargılı mı yaklaştım ancak güzel bir şarkısı olsaydı beğenirdim gibime geliyor. Ki zaten Sezen Aksu seven arkadaşlarımdan bu albümü beğenen çıkmadı. O zaman Sezen ablam, ne gerek vardı bu albüme. Sen bir albüm yaptıysan, efsane şarkılar olacak içinde. Fasa fiso şarkılardan albüm yapıp sattırmayacaksın.

Aslında eski sistem çok iyiymiş; biz yetişemedik. Az şarkı alan plaklar sayesinde sanatçıların en güzel parçası ortaya çıkarmış. Yıllarca tek parça üstünde çalışılırmış. Zaten o yüzden eski parçaların çoğu ezbere biliniyor. Şimdi iş öyle değil ki. Genel olarak bir ya da iki şarkısı güzel oluyor albümlerin, gerisi zorlama şarkılar. İnsana en ufak bir şey hissettirmiyorlar. Şarkılar öylesine gelişigüzel yazılıyor ki albüm içinde tutarlılık yok. Geçen radyoda Asya'nın bir parçasını dinledim ki Asya benim için "Beni Aldattın" şarkısında kafesin içindeki Asya'dır, şarkının adı "Gittin Gideli", illa ki bileni çoktur bu şarkıyı. Çok hoşuma gitti, öğrendim ki yeni albümmüş, albümü aldım dinlemeye başladım. "Gittin Gideli" şarkısı bitti, Asya bizi sürükledi, hasrete sardırdı bir baktık o da ne.. Bir sonraki şarkı "Git Güle Güle", yolun açık olsun diyor şarkı. E sen az önce ağlıyordun gitti diye, ne ara kopmaya başladın diye sormazlar mı? Dinleyene yazık değil mi? Adam ağlıyordu gitti diye, sendin her şeyim senle tamamdım dedirttin, sonra git güle güle yolun açık olsun diye eğlendirmeye çalışıyorsun. Olmaz.. Birinden biri olmayacak. İşte bir tane güzel şarkı, böyle 10 tane kolpa şarkının yanında ezildi benim için. Şimdi hoşuma giden parçasını da dinlemiyorum.

Bütün bu olanlardan sonra Selda Bağcan'ın yeni bir albümü çıktığını öğrendim. Bende yine aynı korku başladı. Tırsa tırsa ilk şarkıyı açtım, Selda yine aynı Selda. O muhteşem sesi, yeni şarkıları çok hoşuma gitti. Ayrıca albümde Sarı Gelin'i de yorumlamış, mutlaka dinlenmesi lazım. Nakaratta korovari bir şey giriyor, 50 kere üst üste dinlesem bıkmam. Diğer şarkıları da güzel, Selda Bağcan'a yakışan bir albüm işte. Korktuğum başıma gelmedi, demek ki önyargılı değilmişim, sevebiliyormuşum. Selda sevenlerin beğeneceklerini düşünüyorum.

Konuyu toparlamak gerekirse, bir tane şarkı yapın o da güzel olsun 50 sene söylensin, yeni gelen şarkıcılar şarkı bulamasın sizin şarkılarınızı söylesin tıpkı şimdi "Dalgalandım da Duruldum", "Yıldızların Altında" vesaire gibi. Veya olmuyorsa hiçbir şey yapmayın, gözümüzden düşmeyin.

Gören de bütün sanat camiası okuyor zannedecek..

Sıfırdan Değil, Belli Bir Yerden...  

Posted by Genç in

Kimsede doğru düzgün yoktu bu işler o zamanlar. Biz de nerden gördüysek görmüştük, gaza gelip açmıştık bu blog mevzusunu iki sene evvel. Yazmayı seven biri olarak, yazarım dedim herhalde ki başlamış bulunduk, blogun bir iki yazısı da anı gibi başladı ondan sonra ne olduysa bir anda şiir blogu haline getirmiş oldum. Fena da olmadı hani, öyle ya da böyle bir şeyler yazıyorum ve burada paylaşasım geliyor; okuyanlar, yorum atanlar oluyor. İyi kötü bir yorumu oluyor insanların. Ancak sırf şiir yazmak istemiyorum artık buralara. Her mevzu hakkında yazabildiğim kadar görüş belirtesim geldi. Ha bu heves geçer mi? Elbet geçecek ama bir durun kardeşim hevesimizi kırmayalım lak diye.


Sonra durup dururken, yani bugün dedim ki buna bir isim bulmam lazım. Arka planda çalan Ahmet Kaya imdadıma yetişti, "Arka Mahle" olsun dedi bana. Ben de eyvallah dedim ne diyeyim.. Artık buradan yazıyoruz, diğer blog tarih oldu olacak. Ola ki bir yerlere kaydettiyseniz beni, bir yerlerden link filan verdiyseniz düzeltiverin.

Kime ne senin yazdıklarından kardeşim mi diyorsun? O zaman bana yine Ahmet Kaya'dan "Koçero" parçasını yolluyorsun, oradaki bir kıtayı armağan ediyorsun. Anlayan anladı.. Aslında sadece bir kişi anladı ama neyse, belki bir manyak daha çıkar anlayan.

Sözün özü, sıfırdan başlamıyoruz blog işine. Belki farkına varmadınız ama inceden inceden "siz yokken ben vardım lan, şimdi hepiniz artiz artiz bloglarınızda coşuyorsunuz, biz kaldık 40 tane yazıda 2 senede, şimdi görürsünüz" mesajı verdim bu yazıda.

Biliyoruz da konuşuyoruz, bakmayın bir önceki yazının başlığına, valla biliyorum bir şeyler...

TAŞINDIK!  

Posted by Genç

Ad-soyaddan blog olmaz dedik, kendimize yeni bir yol çizdik. Artık şiir değil, yazılar da yazacağım, varsa ilgilisi takipçisi, burdan buyursun...

http://arkamahle.blogspot.com